Önceki hafta düzenlenen Gazi Koşusu’na baktım… Adını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten alan, Cumhuriyet tarihinin en anlamlı organizasyonlarından biri olması gereken bu organizasyonda yarıştan çok bir özenti geçidi vardı.
Başlarda İngiliz leydilerine özenilmiş şapkalar, üzerlerde Batı aristokrasisini andıran kıyafetler… Elde iPhone, kolda Rolex, kapıda Range Rover… Sonra da sosyal medyada verilen gösterişli pozlar…
İnsan ister istemez soruyor:
Siz gerçekten Gazi Koşusu’na mı geldiniz, yoksa İngiliz aristokrasisinin davetine mi?
Bu millet, “Güneş batmayan imparatorluk” denilen İngiliz İmparatorluğu’nun Anadolu üzerindeki hesaplarını bozmak için can verdi. Çanakkale’de, Sakarya’da ve Dumlupınar’da emperyalizme diz çöktüren bir milletin torunları, bugün o zihniyetin sembollerini bir statü göstergesi sanıyor.
Ne acı bir çelişki…
Asalet; başa takılan İngiliz şapkasında değildir.
Asalet; kolda taşınan Rolex’te değildir.
Asalet; kapıya çekilen Range Rover’da değildir.
Asalet; elde tutulan iPhone’da hiç değildir.
Asalet; Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın kefen niyetine giydiği beyaz elbisededir. İstanbul’un surlarına sancağı diken Fatih Sultan Mehmet’tedir. Çanakkale’de mermiyi sırtlayan Mehmetçiktedir. Sakarya’da ve Dumlupınar’da bağımsızlık için mücadele eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesindedir.
Şimdi dönüp soruyorum:
O tribünlerde kaç kişi bindallısıyla vardı?
Kaç Anadolu kadını üç eteğiyle geldi?
Kaç kişi atlas kaftanıyla, kendi medeniyetinin zarafetini temsil etti?
Kaç kişi, “Ben bu toprağın insanıyım.” diyebilecek bir duruş sergiledi?
Neredeyse hiç…
Çünkü yıllardır bize ait olan küçümsendi; başkasına benzemek ise “elitlik”, “yüksek sosyete” ve “asalet” diye pazarlandı.
Öyle bir zihniyet üretildi ki; İngiliz gibi giyinince seçkin, Amerikan markası kullanınca modern, yabancı yaşam tarzını taklit edince medeni olunacağı sanılıyor.
Oysa kökü olmayan ağacın gölgesi olmaz.
Kendi tarihini bilmeyen, kendi kültürünü küçümseyen, dedesinin mirasına yabancılaşan bir toplum; başkasını taklit ederek ancak görüntüsünü değiştirir, karakterini değil.
Türk milleti Kimmerlerden Hunlara, Göktürklerden Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan binlerce yıllık devlet ve medeniyet geleneğinin mirasçısıdır. Böyle bir milletin evlatlarının kendi öz değerlerini ikinci plana iterek yabancı aristokrasiyi taklit etmeye çalışması düşündürücüdür.
Önceki haftaki Gazi Koşusu geride kaldı.
Kupalar sahiplerini buldu.
Ama geriye şu soru kaldı:
Adında “Gazi” olan bir organizasyonda, Gazi’nin temsil ettiği bağımsızlık ruhunu mu yaşattık; yoksa Batı aristokrasisine duyulan hayranlığı mı sergiledik?
Çünkü bağımsızlık sadece vatan toprağını korumak değildir.
Bağımsızlık; zihnini, kültürünü ve şahsiyetini de bağımsız tutabilmektir.
Asalet ise ne İngiliz şapkasında, ne Rolex’te, ne Range Rover’da, ne de iPhone’dadır.
Asalet; kim olduğunu unutmamakta, tarihine sahip çıkmakta ve kendi medeniyetini gururla temsil edebilmektedir.