Filistin Konvoyu katılımcılarından olmam nedeniyle 25 Temmuz’da Bosna Hersek’e gittim. Konvoyu Srebrenitsa’dan başlattık.

Bir soykırımdan, bir başka soykırıma yol aldık aslında.

Konvoyun devamına vize sorunum nedeniyle katılmadım. İstanbul ve Sakarya’da konvoyun yanındaydım.

7 Ağustos’ta da Şanlıurfa’ya gittim ve konvoyun sonuna kadar oradaydım.

Urfa, Diyarbakır ve Mardin. Hayatımda ilk kez gördüm o toprakları.

Mardin’den Mezopotamya’ya baktığımda içim titredi.

Uçsuz bucaksız, kendine hayran bırakan geniş ve verimli ovalar.

Mezopotamya’yla göz göze ilk gelişimde anladım tarihin en kanlı savaşlarının neden bu topraklar uğruna verildiğini.

Gözünün alabildiğine sarılık. Ama bir ovaya su değmiş, insan uğraşmışsa fışkırıyor adeta. Yemyeşil. Sanki 40 derecenin altında değilmişçesine bereket fışkırıyor topraktan.

Mardin’deki o manzaraya aşık oldum.

**

Ayın 11’inde Habur Sınır Kapısından geçiş yaptık konvoy olarak.

Ben bir şekilde Kuzey Irak’a giriş yaptım. Ancak diğer aktivistleri sınırdan geçemeyince, deport yemeden, pasaportuma iptal damgası vurulmadan yine “bir şekilde” Kuzey Irak topraklarından çıkmayı başardım.

6 gün boyunca, 50 derece sıcağın altında, Habur Sınır Kapısı ile İbrahim Halil Sınır Kapısı arasında kamp kurduk.

Öğlen sıcaklarında mescitlerde, bulduğumuz gölgede ya da TIR lokantasında vakit geçirdik.

İşte o TIR lokantasında birçok Şırnaklı kardeşimle tanışma imkanı buldum.

Kısa kısa sohbetler yaptık.

Şu parantezi açmalıyım:

Urfa, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak.

Böylesine misafire hürmet eden, yardım etmeye çalışan, istemeden vermek için kendini paralayan insan topluluğunu görmek ne muhteşemdi!

Allah razı olsun, bizim doğu bölgemizin insanındaki bu misafire hürmet eşsiz bir seviyede.

İliklerimize kadar bir kez daha hissettim.

**

Ne diyorduk? Şırnaklı Adem.

TIR lokantasında sohbet ettiğim kardeşlerden biri de Şırnaklı Adem.

30 yaşında, Habur Sınır Kapısında takip işi yapıyor.

Konuyu hemen Terörsüz Türkiye ve Çerçeve Yasa’ya getirdim.

“Nasıl gidiyor Terörsüz Türkiye?” diye sorunca…

“Hayatımızın en güzel günlerini yaşıyoruz. İşimize gücümüze bakıyoruz. Yaşadığımız bölgeyle ilgili aklımızda başka şeyler yok. Bayrağımızın altında huzurla hayatımızı sürdürüyoruz” dedi.

Sokak ne düşünüyor diye sorduğumda…

“Herkes memnun. Ticaret daha da canlandı. İnşallah bir daha eski günlere dönmeyiz. Bunu kimse istemiyor” diye de ekledi.

Bende bunları duyduğuma memnun oldum tabii.

**

Terörsüz Türkiye’yi anlamak; içinde birden fazla denklem barındıran bir iş.

Türkiye’nin içine yönelik Süleymancılar, Kuytulcular, sokak çeteleri, Ahbap operasyonu meseleleri örneğin, Terörsüz Türkiye vizyonuyla doğrudan bağlantılı.

Mekke Savunma Anlaşması mesela, doğrudan Terörsüz Türkiye projesiyle ilintili.

Çünkü daha yukarıdan olaya baktığımızda Türkiye’nin yaklaşan çatışma ortamı öncesinde iç cephesini kuvvetlendirmeye çalıştığını, halkı manipüle edebilecek kitlelerin suçun esiri olmuş liderlerini derdest ettiğini görüyoruz.

Bunların hepsi bir zincirin halkası gibi.

Hazırlık adımları.

Bu konu da çok uzun, kendimce anlatmaya çalışsam bu yazıya sığmaz.

**

Ve Çerçeve Yasa.

İnsan olarak duygularımız var, içimizde yanan bir intikam ateşi var.

Devlet ise o intikamı bastırarak dünyanın gerçeklerine yönelik bir adım atıyor.

Anlıyorum ancak ekliyorum: Hala daha manipülasyona uğrayan bu süreç, şehit ailelerinin canını acıtmadan, toplumun damarına basılmadan, sokakta çok ama çok iyi anlatılarak hayata geçirilmeli.

Süreci manipüle etmeye çalışan kim varsa gözünün yaşına bakılmamalı.

Bu bağlamda şunu bilmek benim içimi ferahlatıyor.

Son döneme baktığımızda terörün belinin kırıldığını, örgütün eylem yapamaz hale geldiğini, İzmitli tabiriyle patates olduklarını zaten biliyoruz.

İş silah kullanmaya tekrar dönerse; hiç şansları yok.

**

Bugün Türkiye’nin terörün on yıllardır yuvalandığı Irak ve Suriye’deki etkilerini gözlemlediğimizde, terör bataklığının ülke içinde kurutulduğu gerçeğini de cebimize koyduğumuzda net olarak vardığım yargı şudur:

İpler Türkiye’nin elinde, elhamdülillah.

Şırnak’taki Adem’in, Diyarbakır’daki Ahmet’in, Ankara’daki Mehmet’in, Rize’deki Temel’in yüzünün gülmesi için, bu süreci de alnımızın akıyla tamamlayacağız inşallah diye dua etmekten başka çare gelmiyor elimizden.

Mevlam bakalım neyler, neylerse güzel eyler.