Uzman Psikolog Hülya Kuşçu, TÜPRAŞ yazısının ardından bu kez Dyo grev alanındaydı, Dyo grevini yazdı.
GREVİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
Bir psikoloğun gözünden yaşananları aktaran Hülya Kuşçu’nun tespitleri ve grevin görünmeyen yüzüne dair ifadeleri çok konuşulacak. Yaşanan süreci, “ailelerin yüreğinde bir sarsıntı” olarak niteleyen Hülya Kuşçu, işçilerin ücret pazarlığı değil, temel yaşam ihtiyaçları için bir mücadele yaptığına vurgu yapıyor.
İÇTEN BİR DİRENİŞ
İşte Hülya Kuşçu’nun Gazetem Kocaeli için hazırladığı o çok mesaj çıkaracağımız Dyo Grevi yazısı ve kıymetli tespitleri:
“Ocak ayından bu yana süren toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca, DYO Boya’nın Dilovası ve İzmir Çiğli fabrikalarında çalışan yaklaşık 600 işçi 22 Mayıs itibariyle greve çıktı. Üretim durdu. Ama durmayan, susmayan başka bir ses var. Görünmeyen, içten bir direniş.
SESSİZ VE GÜÇLÜ BİR SES
Bu grev sadece iş bırakmak değil. Bu, herkesin duymak zorunda olduğu, bazen sessiz bazen güçlü bir ses. İşçiler çoğu zaman evlerine gitmiyor, grev alanlarında sabahlıyor; eşlerini, çocuklarını göremiyorlar. Çocukları grev alanlarında babalarını ziyaret ediyor. Ben de o alanlarda bekleyenlerden biriyim. Bu sesin tam içindeyim. Bu yüzden buradayım.
TÜPRAŞ YAZISINI HATIRLATTI
Daha önce Tüpraş eylemi için yazdığım gibi, “Bir evin direği yıkılırsa, sadece çatı değil, o evin içindeki hayat da sarsılır.” DYO’da, Portakal Plastik’te, de bu direkler sallanıyor. Sallanmak sadece ekonomik kaygılarla ilgili değil. İşsizliğin, gelir belirsizliğinin ötesinde, çocukların servisi, okulu, yemeği, giyimi gibi temel ihtiyaçları için kaygı duymak çoktan başlamış durumda. Bu kaygılar, masadaki pazarlıklardan çok önce, ailelerin yüreğinde bir sarsıntı yaratıyor.
GREV ALANINDAYDI
Oradaydım. Grev alanları sadece işçilerin değil; çocukların, eşlerin, annelerin; dayanışma için oraya gelen derneklerin, sendikaların, siyasi partilerin bir araya geldiği, güç ve umut bulduğu yerler. Bu birliktelik, yaşanan zorlukların yükünü hafifletirken, o alanın enerjisini yükseltiyor. İnsanlar sadece ekonomik hak talep etmiyor; onurlu yaşamak, aidiyet hissetmek, görünmek istiyorlar.
ŞUNU ÇOK NET GÖRÜYORUM:
Psikolojik olarak bu süreci gözlemlediğimde, şunu çok net görüyorum: Bu sadece ücret pazarlığı değil. Bu, bir insanın en temel ihtiyaçlarının savunulmasıdır. Aidiyet duygusu, güven, saygı ve emeğinin değerli görülmesi… Bunlar olmadan psikolojik sağlamlık mümkün değil. Şu anda orada direnenler sadece hakkını aramıyor, aynı zamanda “Biz buradayız, biz insanız, emeğimiz kıymetlidir” diyorlar.
SOMUT BİR ÖRNEK
Grev, bir yandan bireylerin kendi benliklerini, kimliklerini koruma mücadelesi. Diğer yandan, aileleri için daha iyi yarınlar kurma çabası. Bu alanlarda yaşanan dayanışma ve birlik, toplumun nasıl güçlendiğinin somut örneği.
MÜCADELE ORTAĞI OLARAK!
Ben bu yazıyı, bir masa başından değil, kalbi o alanda atan biri olarak; bir kadın ve bir mücadele ortağı olarak yazıyorum.
Ve şunu unutmayalım:
Evin direği sadece ağırlığı taşıyan değil; aynı zamanda o evin umut ve direnç kaynağıdır.
O direk ne kadar sağlam durursa, o ev o kadar dirençli olur.
İşte bu yüzden o direnişi, o umudu hep birlikte yükseltmeye devam edeceğiz.
Çünkü bu mücadele sadece fabrikaların değil, yaşamın da ta kendisidir.”
Uzman Psikolog Hülya Kuşçu



