Bir toplumun medeniyet seviyesi yaptığı binalarla değil, sahip çıktığı değerlerle ölçülür. Tarihine, kültürüne ve manevi mirasına gösterdiği özen; o toplumun gerçek karakterini ortaya koyar. Dava da tam burada başlar. Dava, yüksek sesle konuşmak değil; sessizce emanete sahip çıkabilmektir.

Ne yazık ki bugün “dava” kelimesi çok konuşuluyor ama aynı hassasiyet uygulamada görülemiyor. Bunun en somut örneklerini de kendi ilçemiz Kandıra’da yaşıyoruz.

Beni rahatsız eden konu ne siyasi bir hesaplaşmadır ne de birilerini hedef alma çabasıdır. Tamamen vicdani ve insani bir hassasiyettir.

Ahlat Dede yalnız bırakıldı

Kandıra’nın en eski manevi değerlerinden biri olan Ahlat Dede Türbesi, yıllardır bu ilçenin hafızasında önemli bir yere sahiptir. Tarihi hakkında farklı rivayetler olabilir, fakat herkesin ortak kabul ettiği bir gerçek vardır: Burası Kandıra’nın manevi mirasının bir parçasıdır.

Peki bugün ne görüyoruz?

Temizlik İşleri’nin kullanım alanı…

Çöp konteynerlerinin bekleme noktası…

Bir manevi mirasın hemen yanı başında oluşan görüntü…

İnsan ister istemez soruyor:

Koskoca Kandıra’nın merkezinde yıllardır işlevi tartışılan büyük binalar dururken, belediye hizmet binasında Temizlik İşleri için uygun bir alan üretilemez miydi?

Çözüm gerçekten Ahlat Dede’nin yanı mı olmalıydı?

Mesele çöp konteyneri değildir.

Mesele, bir manevi değere gösterilen hassasiyettir.

Çünkü bazı yerler sadece bir arsa değildir.

Onlar bir şehrin hafızasıdır.

Namazgâh’ın adı var, ruhu yok

Aynı hassasiyeti Namazgâh konusunda da hissediyorum.

Öncelikle şunu açıkça söyleyeyim…

Çocuklarımız oyun oynasın.

Gülsün.

Koşsun.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Benim rahatsız olduğum konu oyun alanı değildir.

Benim rahatsız olduğum; üzerinde kocaman “Namazgâh” yazan bir salonda kasap havası, roman havası ve halay gibi eğlencelerin yapılmasıdır.

Her mekânın bir kimliği vardır.

Her mekânın bir ruhu vardır.

Nasıl bir düğün salonunda ibadet etmeyi düşünmüyorsak, manevi kimliği olan bir mekânın da kendi anlamına uygun şekilde yaşatılması gerektiğine inanıyorum.

Bir mekânın adına “Namazgâh” yazmak, tek başına onu namazgâh yapmaz.

O isme yakışır bir hassasiyet de göstermek gerekir.

Sessizlik de bir tercihtir

Beni asıl düşündüren ise başka bir şey…

O kadar din görevlisinin girip çıktığı bir Namazgâh’ta bu durumun kimseyi rahatsız etmemesi…

Ahlat Dede Türbesi’nin çevresinin çöp konteynerleriyle çevrili olmasının hiçbir din görevlisinin, hiçbir yöneticinin ve bu konularda hassasiyet gösterdiğini söyleyen çevrelerin gündemine gelmemesi…

İşte asıl manidar olan budur.

Belki de en ilginç tarafı, bunları dile getirenin bir din görevlisi ya da bir yönetici değil; sıradan bir Kandıralı olmasıdır.

Çünkü manevi değerlere sahip çıkmak sadece din adamlarının görevi değildir.

Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Dava söylemle değil, uygulamayla ölçülür

Bugün “dava” denildiğinde en çok konuşanları görüyoruz.

Ancak dava; afişlerde, sloganlarda ve sosyal medya paylaşımlarında değil, günlük hayatta gösterilen hassasiyetle anlam kazanır.

Bir yandan manevi değerlerden bahsedip diğer yandan Ahlat Dede’nin çevresini Temizlik İşleri’nin kullanım alanına dönüştürmek…

Bir yandan inançtan söz edip diğer yandan Namazgâh’ın manevi kimliğini göz ardı etmek…

Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken çelişkilerdir.

Bir soru sormak istiyorum…

Eğer bu iki uygulama, kendisini muhafazakâr ya da manevi değerlere bağlı olarak tanımlamayan bir anlayış döneminde yapılmış olsaydı, acaba tepkiler aynı mı olurdu?

Günlerce konuşulmaz mıydı?

Eleştirilerin hedefi olmaz mıydı?

Peki bugün neden sessizlik hâkim?

Bu sorunun cevabını herkes kendi vicdanında vermelidir.

Son söz

Bu yazıyı kimseyi kırmak için değil, Kandıra’nın ortak değerlerine sahip çıkılması gerektiğine inandığım için kaleme aldım.

Ahlat Dede de bu ilçenin ortak değeridir.

Namazgâh da bu ilçenin ortak değeridir.

Ortak değerlere gösterilecek saygı; kişilere, makamlara ya da siyasi görüşlere göre değişmemelidir.

Çünkü dava; konuşmak değildir.

Dava; korumaktır.

Dava; emanete sahip çıkmaktır.

Dava; tarihine, kültürüne ve manevi mirasına sahip çıkabilmektir.

Aksi hâlde ortada dava kalmaz, sadece edebiyatı kalır.