Sınav dönemi yaklaşırken evde bir sessizlik başlar. Ama bu huzurdan değil, gerginlikten gelen bir sessizliktir. Çocuk odasında bir masa başında oturur, siz kapıdan göz ucuyla bakarsınız: “Çalışıyor mu, yoksa yine telefon mu elinde?” Kalp ritminiz onun deneme sonucu kadar inişli çıkışlı olur.
Ama burada sadece çocuk sınava girmiyor. Aslında evdeki herkes bir sınav veriyor. Hele ki ebeveynler… Hem kendi kaygılarını yönetecek, hem çocuğun duygularına alan açacak, hem de sistemin dayattığı beklentilere direnç gösterecek. Kolay değil, farkındayım.
Ama önce bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor:
Bu çocuklar, gençliklerinin en güzel çağında bir maratonun içine atılıyorlar. Daha kendi benliklerini tanımaya çalışırken, vücutlarındaki hormonlar gürültülü bir şekilde büyümeye çalışırken, onları sınavlara, sıralamalara, taban puanlara, tercih listelerine göre değerlendiren bir sistemin içindeler. Henüz hayatı tanımamışken, hayatlarını belirleyecek kararlar vermeleri bekleniyor.
Ve biz, bazen bu yükün ne kadar ağır olduğunu unutuyoruz.
Bu çocuklar şu an sadece ders çalışmıyorlar. Aynı zamanda büyüyorlar. Kim olduklarını, nereye ait olduklarını, sevilip sevilmediklerini sorguluyorlar. Kendi bedenleriyle, arkadaşlık ilişkileriyle, aileleriyle, hayatla uğraşıyorlar. Üstelik bu süreçte çoğu, kendi iç sesini duyabilecek kadar sessiz bir alan bile bulamıyor.
İşte tam da bu yüzden, bu dönemde onlara fazladan yük değil, fazladan anlayış gerek.
Kaygı normaldir ama bulaşıcıdır.
Çocuğunuzun kaygılı olması doğaldır. Ama sizin kaygınız onunkine eklendiğinde, taşıyamayacağı bir yük oluşur. Sakin kalan bir ebeveyn, sınavdan daha değerlidir.
Kendi gençliğinizi hatırlayın.
Siz de o sıralardan geçtiniz. O zamanlar neye ihtiyaç duyuyordunuz? Biraz daha az baskıya, biraz daha çok inanca, değil mi? İşte şimdi siz o güveni verecek kişisiniz.
Kıyaslamak yerine kıymet verin.
Çocuğunuzu başkalarıyla değil, kendi potansiyeliyle değerlendirin. Her çocuk biriciktir. Kimi hızlı koşar, kimi yolu sindire sindire yürür ama kendi yoludur o. Ve her yol değerlidir.
Hayatı sadece sınavlardan ibaret sanmasın.
Bu sınavlar gelip geçecek. Ama bu süreçte sizden öğrendiği şeyler sevgi, destek, anlayış, kendine inanma ömür boyu onunla kalacak. Sonuçlar değil, duygular kalıcıdır.
Evde nefes alınacak alan bırakın.
Sınav, evin her köşesine sinmesin. Bazen birlikte çay içmek, komik bir video izlemek, sessizce oturmak çocuğa “seninle sadece başarın için değil, varlığın için buradayım” mesajını verir.
Ayrıca…
Unutmayın: Biz bu hayatta çocuklarımızdan daha tecrübeliyiz. Dolayısıyla yük paylaşımında da onların önünde değil, yanında durmalıyız. Onların yüküne yük eklemek değil, yüklerinden bir parça almak bizim görevimiz.
Bu süreçte belki notlar yüksek olmaz, belki hedeflenen üniversite veya lise tutmaz. Ama çocuk, kendiyle barışık, desteklenmiş, anlaşılmış biri olarak bu süreçten çıkarsa, zaten kazanmıştır.
O yüzden bugünlerde çocuğunuza en çok ihtiyacı olan şeyi verin: Onu sevdiğinizi, güvendiğinizi ve onun bir sınav sonucundan çok daha fazla şey ifade ettiğini hissettirin.
Ve son olarak bir psikolog olarak şunu da eklemek isterim ki:
En iyi liselerden, en iyi üniversitelerden dereceyle mezun olmuş ama bu dönemlerde yoğun kaygı ve baskıyla baş edemediği için yıllar sonra sosyal hayata uyumda zorlanan pek çok gençle bir terapi süreci yürütüyorum. Bugünlerde sadece akademik başarıyı değil, ruh sağlığını da koruyabilmek, çocuğunuzun geleceği için en değerli yatırımdır. Çünkü sınavlar geçiyor, ama o duygusal izler kalıyor.
Sevgiyle kalın..



1 Yorum
Ergenlik döneminde çocuklara bu kadar yük yükleyip kendimizin gelemediği yerlere çocuklar ulaşıyor ancak ne pahasına. Çok güzel yorum ve tavsiyelerin için teşekkürler..