Dünya çok sancılı. Çünkü mevcut tek kutuplu dünya sistemi çöktü, şimdi çok kutuplu dünya düzenine geçişin zorluklarıyla mücadele ediyoruz. Kutup başları kim olacak, hangi kutbun başı daha büyük olacak. Esasında tüm mesele bu. Bugün hem ülke içi hem ülke dışı gündemin tüm sac ayakları; şu yukarıda ifade ettiğim iki satır yazıya dayanıyor.

Kafayı kaldırın bakın bir dünyaya. Gazze vahşeti zaten durmaksızın sürüyor. İran İsrail bitiyor, Rusya Ukrayna gerilimi şiddetleniyor. Pakistan Hindistan diniyor, Rusya Azerbaycan gerilimi baş gösteriyor. Orada bir sakinlik oluyor, Kosova karışıyor. Orası duruluyor, Kuzey Kore füze fırlatıyor.

Özetle, bir kriz durulur gibi olsa, hemen bir diğeri çıkıyor.

Başlıca sebep ise jeopolitik gerilimler.

Görünen tüm nedenlerin asıl nedeni bu; dünya yeniden şekilleniyor ve bu gerilim ne kadar sürecek henüz bilmiyoruz.

**

Türkiye’nin böylesi çetrefilli günlerde başat bir aktör olabilmesinin iki temel nedeni var.

Birincisi savunma sanayii. Çünkü orman kanunlarının geçerli olduğu dünyada Türkiye’nin caydırıcı bir gücü olmasa, 50 kere bizi tarumar etmişlerdi. Bundan emin olun.

İkinci kritik güç ise istihbarat.

İçeride ekonomik krizlerle, siyasi gerilimlerle, beceriksiz ve hantal bürokrasiyle, kamu malına çökmüşlerle mücadele ediyor olsak da, dışarıya karşı güçlü bir Türkiye var çok şükür.

Dışarıda elde ettiğimiz kazanımları içeri döndürdüğümüzde, liyakat ve ahlakı esas alıp bir re-organizasyonla ülkeyi şaha kaldırmaya karar verdiğimizde, bu bunalımları da geride bırakırız inşallah.

**

Ne dedik? Savunma sanayii.

Bugün kamu işçisi toplu iş sözleşme süreci yaşanıyor. Hükümet yüzde 16’lık zam teklifini yüzde 17’ye yükseltti.

Kamu işçileri toplu iş sözleşmesine 600 bin işçi dahil. Benim ise bu sözleşmede öncelik gündemim, milli savunma sanayii çalışanları.

Türkiye’de 17 bin MSB işçisi var, kamu işçisi toplu iş sözleşmesine dahil.

Gururla anlattığımız, övüne övüne bitiremediğimiz savunma sanayiinin ter dökenleri bu adamlar.

Ne yapıyorlar?

Denizaltı üretiyorlar, bakımlarını yapıyorlar, savaş gemisi üretiyorlar, bakımlarını yapıyorlar, savaş uçağı, helikopter, tank üretiyorlar ve bakımlarını yapıyorlar.

Askerin miğferinden can yeleğine, üniformasından kemerine, onlar üretiyor.

Yurt içi ve yurt dışında çalışıyorlar.

Emek kutsaldır, ben alın teri yarıştırmıyorum.

Fakat MSB çalışanlarının da biraz daha hassas, kritik, hayati derecede önemli ve noksan kabul etmeyen bir alanda faaliyet gösterdiğini anlamak için de sayfalarca kitap okumaya gerek yok. Net bir gerçek bu.

Kendini paralıyor Türk Harb İş Sendikası son dönemde, görmüyor muyuz bunu hiç?

**

Sözleşmedeki ana kriz; savunma sanayii işçilerinin aynı terazide tartılması.

Burada çok büyük bir bürokratik saçmalık var.

Sayın Cumhurbaşkanım, acaba etrafınızda bu hususta işbilmezlerden oluşan bir etten duvar var olabilir mi?

Bugüne kadar hiçbir yetkiliniz, “MSB işçileri ülkemiz için çok kritik bir iş yürütüyor. Özel sektörde bir buçuk kat maaşla çok rahat iş bulabilirler. Sayın Cumhurbaşkanım, MSB işçilerini kamu işçisi toplu sözleşmesinden ayırıp, farklı bir pencereden değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü bu alan bizim milli güvenlik meselemiz” demedi mi size? Demediyse etrafınız sarılmış demektir.

**

Bir de ortaya bir plan koyulmuş. Uzman çavuşlar, savunma sanayii işçisi yapılacakmış.

Sayın Cumhurbaşkanım buradaki tehlikenin farkında mıyız?

Örneğin uzman çavuşlar 7 yıl sözleşme yapacak ve işçi olarak hayatını sürdürecek.

Çat sözleşme bitti, yetiştirdiğin kalifiye işçi sınıfını bir anda kaybettin.

Sonuçta maaşları tatmin edici değil, risk ve bilginin yoğun olduğu bu alan, dışarıda daha fazla para kazandırabilir. Ve ayrılabilirler. Bu riski devlet olarak neden alıyoruz?

İşçiye para vermemek için bu böyle absürt bir ara formül üretildi?

“Bakın siz istemezseniz burada gerekirse asker çalıştırırız” mesajının devletimizin gelişimi ve kalifiye işçi sürekliliğine getirebilecek dönülmez hasarın farkında mıyız?

Sayın cumhurbaşkanım, bu riskleri size ikna edici bir şekilde anlatan olsa, en başta talimatı siz verir, “Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz?” diye ilgililerden hesap sorardınız, bundan eminim.

**

Ez cümle; bu halk en zor anında asker-millet el ele verip en zor badireleri atlatmayı başarmıştır.

Şimdi bu savunma sanayii alanını tamamen askerleştirmek fikri kimden çıkıyor Allah aşkına?

Bizim mayamızı kim bozmaya yelteniyor?

Açıkçası ben bu yaşananlarda bir iyi niyet eksikliği okuması yapıyorum.

Bugün savunma sanayii işçisi can çekişiyor.

Muadil fabrikalarda kazanılan paraların yarısına çalışıyorlar.

El atın Sayın Cumhurbaşkanım, katma değer üreten savunma sanayii işçisinin hakkı bu ortamda yüzde 17 zam değil.

Etrafınızdaki etten seti yıkıp, bu işçiye sahip çıkmanız lazım Sayın Cumhurbaşkanım!

Haydi! Kandıra’yı uçuralım

Tıbbi kenevirin artık eczanelerde satılacağı noktasıyla AK Parti’nin meclise getirdiği yasanın ardından geçtiğimiz gün, “Başkan Büyükakın ve Kocaeli milletvekillerine açık çağrı” başlıklı köşe yazımda, gelin keneviri Kandıra’ya getirelim demiş, siyasetin bu hadiseye sahip çıkması gerektiğini ifade etmiştim.

Çünkü belli ki; memleket içerisinde yeni kenevir ekim sahaları oluşturulacak.

Bugün Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin de konuştu.

Kandıra’nın kenevir yetiştirmeye uygun olduğunu, daha önceden böyle bir girişim yaptıklarını, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği girişimiyle bu alanda ciddi bir tecrübe edindiklerini ifade etti. Ayrıca Erdal Çetin, kenevirin katma değeri yüksek bir ürün olduğunun altını çizerek, bölgenin ekonomisine ciddi bir katkı sağlayacağından bahsetti.

Ee ne duruyoruz?

Kocaeli siyaseti, vekilleri, il başkanları, karar vericileri.

El birliğiyle bakanlığa bastırırsak, kenevirin ekileceği yeni alanlardan birinin Kandıra bölgesi olması işten bile değil.

Üstelik dibimizdeki Adapazarı bu izni almışken…!

Bizim başımız kel mi yahu?

Ses verin bu işe.

Kandıra’yı uçuralım, adınızı altın harflerle tarihe kazıyalım…

İpucu

Var mısın ki, yok olmaktan korkuyorsun?

Farabi