Hayat artık matematik ve istatistiğe döndüğüne göre, her şey rakamlarla ölçülüyor. Ama rakamlar çoğu zaman gerçeğin sadece görünen kısmını anlatıyor; asıl yük, rakamların taşıyamadığı yerde duruyor.
Önce rakamlara bakalım.
İstanbul–Ankara arası yaklaşık 421 kilometre. Şehirlerarası otobüs firmaları bu mesafeyi bugün 630 ila 700 TL arasında taşıyor.
Bu ücretin içinde otoyol geçişleri, otogar giriş–çıkış bedelleri, yakıt giderleri, araç bakım maliyetleri, kaptan ve personel ücretleri ve yolculara sunulan ikramlar bulunuyor. Yani sadece bir noktadan bir noktaya yolcu taşımak değil; ciddi bir işletme maliyetiyle hizmet sunuluyor.
Şimdi gelelim Kandıra–İzmit hattına…
Yaklaşık 41 kilometrelik bu yolculuk için ödenen ücret 84 TL.
Basit bir hesapla şehirlerarası taşımacılıkta kilometre başına ortalama 1,5 TL civarında bir maliyet ortaya çıkarken, Kandıra–İzmit hattında bu rakam 2 TL’nin üzerine çıkıyor.
Üstelik şehirlerarası yolculukta sunulan konfor; koltuk düzeni, klima, bagaj hizmeti ve uzun yol standardı ile kıyaslandığında, şehir içi hatta çoğu zaman yoğunluk, ayakta yolculuk ve sınırlı konfor gerçeğiyle karşı karşıya kalınıyor.
Elbette iki farklı taşımacılık modelinin maliyet yapısı birebir aynı değildir. Ancak vatandaşın aklındaki soru yine de değişmiyor:
Bu fark neden oluşuyor?
Hangi maliyet kalemleri Kandıra–İzmit hattında bu fiyatı belirliyor?
Vatandaşın beklentisi aslında çok net: Bu soruların açık, şeffaf ve anlaşılır biçimde cevaplanması.
Çünkü bugün artık en temel gündem geçim derdidir.
İşe giderken, okula ulaşırken, hastaneye yetişmeye çalışırken yapılan her harcama doğrudan aile bütçesinden çıkıyor.
Ve gerçek şu ki; okula giden bir öğrenci bir simidin hesabını yapıyorsa, bir simidi eksik alıyorsa, bu vebal sadece rakamlara değil, aynı zamanda o rakamları yönetenlerin de boynundadır.
Kandıra’dan İzmit’e her gün gidip gelen bir öğrenci, bir işçi, bir memur ya da bir emekli için ulaşım artık sıradan bir gider kalemi olmaktan çıkmış durumda.
Ve tam da bu noktada insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor:
Bu ilçeyi temsil edenler, bu ilçenin sorunlarını dile getirmekle görevli olanlar, vatandaşın bu yükünden ne kadar haberdar?
Protokol masalarında, açılışlarda, törenlerde sık sık bir araya gelen yöneticiler ve siyasetçiler, Kandıralının ulaşım yükünü ne kadar gündemlerine alıyor?
Bugüne kadar bu konuda hangi somut adımlar atıldı? Hangi kurumlarla görüşüldü? Kandıralının sesi olmak adına hangi girişimler yapıldı?
Vatandaş artık protokol fotoğraflarından çok sonuç görmek istemektedir.
Çünkü vatandaşın derdi koltuk değil, geçimdir. Vatandaşın derdi makam değil, evine ekmek götürmektir.
Ulaşım bir lüks değil, zorunlu bir ihtiyaçtır.
Ve bu ihtiyacın makul şartlarda karşılanması, her Kandıralının en doğal hakkıdır.
Bugün sorulması gereken soru nettir:
Kandıralının ulaşım yükünü hafifletmek için bugüne kadar ne yapıldı, bundan sonra ne yapılacaktır?