Planın, programın, sistemin uğramadığı; adamcılığın, dost kayırmanın, günü kurtarma anlayışının hâkim olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Futbol ekonomisi 1 milyar Euro’ya yaklaşmış, ancak hâlâ “yabancı futbolcu sayısını” tartışıyoruz.
Niye mi?
Çünkü futbolu, futbola yabancı insanlar yönetiyor.
Ve bu insanlar, aslında futbolu hiç yönetemiyorlar.
Kısacası…
Çekirgenin bir daha sıçramasını beklemeyin!
⚙️ Yönetmek mi dediniz?
Neyi yönettiğini bilmeyen bir yönetimden fazla şey beklemek hayaldir.
Bu ülkede 7’den 77’ye herkes futbolla ilgilenir; yağmurda, karda, savaşta bile topun peşinden koşar.
Futbol artık sadece bir oyun değildir, toplumun aynasıdır.
Ama biz bu aynayı kirlettik.
Fatih Terim gitti, Lucescu geldi. O gitti diğeri geldi.
Ne değişti?
Hiçbir şey. Çünkü çağdaş, modern, liyakate dayalı bir sistemimiz yok.
Günübirlik kararlarla, “gazla” yürüyen bir futbol kültürünün sonuna geldik.
Yazık oluyor bu ülkenin güzel gençlerine!
🧒 Yetenek köreltme merkezi
Türkiye, yetenek bakımından dünyanın sayılı ülkelerinden biri.
Ama 17 yaşında Avrupalı akranlarıyla başa baş giden gençlerimiz, 20’sinde neden geride kalıyor?
Cevap basit:
Biz ilmin, bilimin, aklın değil; adamcılığın, hatır gönülün, menfaatin peşindeyiz.
Alt yapı değil, altı boş yapı kurduk.
💼 Futbolu kim yönetiyor?
Bizde futbol, futboldan gelenlerin değil, futboldan geçinenlerin elinde.
Basketbolcudan genel sekreter, işadamından sportif direktör, müteahhitten futbol menajeri olmaz ama bizde oluyor.
500 milyon zarar ettirmiş bir başkanın TFF başkanı olması da sadece bize özgü bir trajedidir.
11 yaşındaki çocuktan transfer ücreti alan bir sistemden ne beklenir?
Her yıl milyonlarca Euro’nun döndüğü bir pazarda, hatır-gönül ilişkileriyle nereye kadar gidebiliriz?
İzlanda maçı aslında bir uyarı fişeğiydi. Ama biz görmedik, görmek istemedik.
🔍 Kısır döngü
Yıllarca kulüp yöneticiliği yaptım.
Bir menajer 3 liralık topçuyu 6 liraya getirir.
Futbolcu 3 lirasını bilir, başkan 2’sini alır, menajer 1’ini.
Sonra kulüp borç batağına saplanır, menajer zenginleşir, başkan “hizmet ettim” der.
Bu çark böyle döner.
Teknik direktörler desen…
Bir tişört bahanesiyle 350 bin TL fatura kesenini de gördüm, 28 yaşındaki futbolcuyu huzursuz edip yerine 36 yaşındaki “tecrübeli”yi getirenini de.
Bu kadar arsızlık, hırsızlık ve hadsizlik başka hiçbir sektörde yoktur.
Dernek statüsündeki kulüplerde, döneminden mesul olan başkan ve yöneticiler olsa, bu kadar hata da yapılmazdı.
🧭 Çözüm belli
Sadece eleştirerek bir yere varamayız.
Futbol, bir spor değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel bir organizasyondur.
Bu organizasyonu akıl, adalet ve liyakatle yönetmezsek, batmaya mahkûmuz.
Benim önerim net:
Seyit Mehmet Özkan TFF Başkanı olmalı.
Altınordu modeliyle, üretime dayalı, etik, sürdürülebilir bir futbol düzeni kurulmalı.
Ve şunları acilen yapmalıyız:
1️⃣ Okullar arası ligler kurulmalı.
2️⃣ Amatör kulüplerde yaş gruplarına göre transfer ücreti kaldırılmalı.
3️⃣ Futbolcu kamp merkezleri açılmalı.
4️⃣ Liyakat esas alınmalı.
5️⃣ Sahil ülkesi olarak kum futboluna yatırım yapılmalı.
6️⃣ Sentetik çimler kaldırılmalı.
7️⃣ Antrenörlükte liyakat şartı getirilmeli.
8️⃣ Menajerlik sistemi yeniden düzenlenmeli.
⚽ Son söz
Futbol artık topa vurmak değil, geleceğe yön vermek meselesidir.
Bu ülkenin gençleri, emeği ve yeteneği buna değerdir.
Ama önce biz;
hali bilelim, haddi bilelim, hakkı bilelim.
Aksi takdirde, küme düşen sadece kulüpler değil, bu ülkenin spor ahlakı olacaktır.



1 Yorum
Çok net Doğrusöz bunlar.. Tebrikler.Bunları 15 yıl önce İzmir de Eşrefpaşa zafer ilköğretim okulu gazetesinin spor köşesinde yazmıştım.