Arapça adalet ve denge kökünden gelen “mutedil” kelimesi, özünde bir itidal (doğrulma) ve tadil (düzeltme) çabası barındırır. Sadece durağan bir ılımlılığı değil; aşırılıkları törpüleyerek hakkı ve ölçüyü bulma iradesini temsil eder. Günümüzde ise bu kavram, bir sıfat olmaktan öte; keskin uçların arasında sağduyuyla ayakta kalma mücadelesine dönüşmüştür.
Günümüzde mutedil olmak, yani ölçülü ve dengeli kalabilmek sanıldığından çok daha zor. Çünkü çağımız, insanı sürekli olarak keskin taraflara çekiyor. Ya çok sert olacaksınız ya da tamamen sessiz kalacaksınız; ya bütünüyle bir tarafın içinde eriyeceksiniz ya da dışlanmayı göze alacaksınız. Orta yol ise çoğu zaman görünmez hâle geliyor.
Oysa mutedil olmak bir zayıflık değil; aksine ciddi bir zihinsel ve ahlaki güç gerektirir. Dengeyi korumak, öfkeye kapılmamak, karşısındakini şeytanlaştırmadan eleştirebilmek kolay değildir. Herkesin yüksek sesle konuştuğu bir ortamda sakin kalabilmek, başlı başına bir direniştir.
Bugün birçok insan dünyayı “biz ve onlar” şeklinde ikiye bölerek anlamaya çalışıyor. Bu, insan zihni için pratik bir yol olabilir; karmaşayı azaltır, belirsizliği ortadan kaldırır ancak aynı zamanda gerçeği çarpıtır. Çünkü hayat bu kadar keskin çizgilerle ayrılmış değildir; kimlikler ve inançlar iç içe geçmiş hâlde var olur.
Mutedil Müslümanlar açısından durum daha da karmaşıktır. Karşılarındaki asıl mesele belirli “düşmanlar” değil; çağın ürettiği güçlü sosyal ve psikolojik eğilimlerdir. İnsanlar doğal olarak ait oldukları grubun değerlerini korumaya eğilimlidir; bu da çoğu zaman dışarıdakini tehdit olarak algılama riskini beraberinde getirir. Orta yolu savunanlar; soru sorma cesaretini göstermek, farklı bakış açılarını dinleyebilmek ve çoğunluğun gürültüsüne kapılmadan dengeyi korumak zorundadır. Bu, sadece bireysel bir özellik değil; toplumsal bir direnç biçimidir.
Sosyal medya ve modern iletişim biçimleri bu süreci hızlandırıyor. En sert sözler hızla yayılıyor, en keskin görüşler daha çok ilgi çekiyor. Sakin ve derinlikli düşünceler ise gürültü içinde kayboluyor. Oysa toplumların en çok ihtiyaç duyduğu şey tam da bu seslerdir. Çünkü denge ancak aşırılıkların arasında kurulabilir; sağduyu ancak gürültünün içinde korunabilirse anlamlıdır.
Belki de asıl soru şudur: Bu kadar keskinleşmiş bir dünyada mutedil kalmak mümkün mü? Cevap kolay değil ama şu kesin: Eğer orta yolu savunanlar tamamen susarsa, geriye sadece uçlar kalır ve uçların dünyası eninde sonunda herkesi yorar.
Bu yüzden mutedil olmak sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Gürültüye kapılmadan konuşabilmek, öfkeye teslim olmadan eleştirebilmek ve en önemlisi insanı “insan” olarak görebilmek… İşte bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.
