6 Şubat’tan sonra zaman geçti, hayat devam etti ama travma kendi takvimini yazdı.

Depremden sonra en sık duyulan cümlelerden biri şuydu:

“Üzerinden bu kadar zaman geçti ama ben hâlâ oradayım.”

Bu cümle, travmanın ne olduğunu en sade haliyle anlatır. Çünkü travma, yaşananın kendisinden çok; onun zihinde ve bedende bıraktığı izdir. Zaman ilerleyebilir ama ruh, her zaman aynı hızda iyileşmez.

6 Şubat 2023 sabahı yalnızca binalar yıkılmadı. İnsan zihninin en temel dayanaklarından biri olan “güvendeyim” duygusu da ağır bir darbe aldı. Deprem, toprağın değil; anlamın kaymasıydı. Bu yüzden etkisi yalnızca fiziksel değil, derin bir psikolojikti.

Bazılarımız için bu yıkım, ilk değildi.

17 Ağustos 1999’u Gölcük’te yaşayanlar için deprem bir haber başlığı değil, bedensel bir hafızadır. O sesi, o kokuyu, o çaresizliği bilen insanlarız. Bu yüzden 6 Şubat, sadece başkalarının acısı olmadı; eski bir yarayı yeniden yokladı. Travma böyle çalışır: Tanıdık olan, daha derinden sarsar. İkinci bir deprem, çoğu zaman ilkinden daha ağır hissedilir.

Travma sonrası birçok insanın uykusunun bozulması, irkilmesi, sürekli tetikte hissetmesi ya da tam tersine hiçbir şey hissedememesi bir hastalık belirtisi değildir. Beyin, yaşananı “geçti” diye kaydetmez; “tekrar olabilir” diye saklar. Bu nedenle beden, bazen zihinden önce hatırlar. Bir ses, bir titreşim, bir haber başlığı… Ve kişi kendini yeniden o ana yakın hissedebilir.

Toplum olarak acıyı zamana bırakmayı severiz.

“Artık toparlanmak gerek” cümlesi iyi niyetlidir ama ruh için erkendir. Çünkü yasın bir takvimi yoktur. Kayıp; sadece insanı, evi ya da şehri değil, eski benliği de kapsar. Depremden sonra pek çok kişi “eskisi gibi” hissetmediğini söyler. Bunun nedeni basittir: Gerçekten de artık eskisi gibi değildir.

Bir diğer sessiz duygu ise suçluluktur. Hayatta kalan birçok insan, farkında olmadan “Ben neden buradayım?” sorusunu taşır. Bu soru mantıkla değil, şefkatle karşılanmalıdır. Yaşamak bir tercih değilken, hayatta kalmak bir suç değildir.

Psikolojik iyileşme; güçlü görünmek, unutmak ya da sürekli olumlu olmak değildir. İyileşme, kırıldığını kabul edebilmektir. Yardım istemeyi zayıflık saymamaktır. Yaşananın kişiyi tanımlamasına izin vermeden, onu hayat hikâyesinin bir parçası haline getirebilmektir.

6 Şubat bize, kontrol duygumuzun ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı. Ama aynı zamanda insan ruhunun başka bir gerçeğini de gösterdi: Dayanıklılık, sarsılmamak değil; sarsıldıktan sonra yeniden bağ kurabilmektir.

Bugün hâlâ zorlananlar için bunu söylemek gerekir:

Bu gecikmiş bir iyileşme değil.

Bu, yaşananın ağırlığına uygun bir tepkidir.

Ve belki de bu yıldönümünde yapılabilecek en insani şey şudur:

Hatırlamaktan kaçmadan, acıyı romantize etmeden, sessizce ama sorumlulukla anmak.