Mobbing deyince akla genelde iş hayatı gelir. Patron baskısı, ofis oyunları, değersiz hissettirme… Ama bunun bir de ilişkilerdeki versiyonu var: love mobbing.
Peki bu nasıl oluyor?
İlişkinin başında yoğun ilgi, iltifatlar, sürekli değer görmek… “Sen bensiz olamazsın” sözleri, gece gündüz mesajlar… Derken yavaş yavaş başlayan eleştiriler, yok saymalar, mesafe koymalar. Bir gün göklere çıkarılırsın, ertesi gün yerin dibine. Bu dalgalanmalar, zamanla kişinin kendi değerinden şüphe etmesine yol açar.
Ama mesele sadece karşımızdaki kişiyle ilgili değil. Çünkü love mobbing yaşandıktan sonra insanlar kendilerini daha da bağımlı hissedebiliyor. O eski ilgiye, o ilk günlerin coşkusuna yeniden kavuşmak için çabalıyorlar. “Acaba tekrar o günlere döner miyiz?” diye bekliyorlar. Ve tam da burada asıl savaş başlıyor.
Aslında bu savaş karşımızdakiyle değil, kendimizle. Çünkü hepimizin içinde bir ego var. Biz çoğu zaman o kişiye değil, bize yaşattığı hisse tutunuyoruz. Değersizleştirilmenin karşısında verdiğimiz mücadele, aslında kendi içimizdeki “ben değerliyim” ihtiyacının çığlığı oluyor.
Şunu unutmamak lazım: Bu durum seninle ilgili değil. Bu, karşındaki insanın kurduğu psikolojik düzenin bir sonucu. Senin değerin, birinin sana nasıl davrandığıyla ölçülmez.
Aşk büyütür. Mobbing küçültür.
Aşk iyileştirir. Mobbing yaralar.
Ve fark etmek, zinciri kırmanın ilk adımıdır. Çünkü gördüğün anda güç sende olmaya başlar.
Unutma; seni değersiz hissettiren bir ilişki, aslında senin değerini göremeyen bir ilişkidir.
Senin savaşın karşındakiyle değil, kendi içindeki yarımlık hissiyle. Ve bunu fark ettiğin anda oyunu bozuyorsun. Çünkü gerçek aşk savaş değil, huzur getirir.
Birini kaybetmekten korkma. Asıl kayıp, kendini kaybetmektir.







