Türkiye’de peş peşe yaşanan okul saldırıları, bu tür şiddet eylemlerinin “bulaşıcı” olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre bazı saldırılar, farkında olmadan yeni olayların önünü açabiliyor.
Türkiye, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen sarsıcı haberlerle okul saldırılarını yeniden tartışmaya başladı. Bu olaylar yalnızca güvenlik boyutuyla değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal etkileriyle de dikkat çekiyor. Özellikle “bulaşıcı saldırı” kavramı, son yıllarda bilim dünyasının üzerinde durduğu en kritik başlıklardan biri haline geldi. Oda TV’den Gözde Sula, “bulaşıcı saldırı” kavramına dair bir araştırma yayınladı.
COLUMBINE KATLİAMI: BİR DÖNÜM NOKTASI
20 Nisan 1999’da ABD’nin Colorado eyaletindeki Columbine Lisesi’nde iki öğrencinin gerçekleştirdiği saldırı, modern tarihin en çarpıcı okul katliamlarından biri olarak kayıtlara geçti. Saldırıda 12 öğrenci ve 1 öğretmen hayatını kaybederken, 20’den fazla kişi yaralandı.
Bu olay yalnızca bir trajedi olarak değil, aynı zamanda sonraki saldırılara ilham verdiği iddiasıyla da tartışıldı. Medyada saldırganların kimlikleri, görüntüleri ve yazdıkları geniş şekilde yayıldı. Bu durum literatürde “ünlü katil” (killer celebrity) kavramıyla anılmaya başlandı.
MEDYANIN ANLATIYI ŞEKİLLENDİRMESİ
Columbine sonrası oluşan anlatı, olayın gerçekliğini basitleştiren bir çerçeveye dönüştü. İki dışlanmış gencin intikam hikâyesi olarak sunulan bu anlatı, bazı kesimler için saldırıyı anlaşılır hale getirdi. Ancak uzmanlara göre bu tür hikâyeler, şiddeti romantize ederek riskli bir zemin oluşturuyor.
Araştırmalar, Columbine sonrası 20’den fazla okul saldırısının bu olaydan etkilenmiş olabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca 50’den fazla saldırı planının da engellendiği belirtiliyor.
“BULAŞICI SALDIRI” NE ANLAMA GELİYOR?
Arizona State University’den veri bilimci Sherry Towers, bulaşıcı hastalık modellerini şiddet olaylarına uyarlayarak dikkat çeken bir çalışma ortaya koydu. 2015’te yayımlanan araştırması, her büyük saldırının yeni bir saldırı riskini artırdığını gösterdi.
Towers’a göre bu durum “kendi kendini tetikleyen süreç” olarak tanımlanıyor. Yani bir saldırının ardından yaklaşık 10 ila 14 gün süren kritik bir dönem oluşuyor. Bu süreçte yeni bir saldırı ihtimali normal zamanlara göre belirgin şekilde yükseliyor.
İSTATİSTİKLER NE SÖYLÜYOR?
Araştırmaya göre her büyük saldırı, ortalama 0.2 ila 0.3 oranında yeni saldırıyı tetikleyebiliyor. Bu, her olayın doğrudan birebir kopyalanmadığını ancak genel risk seviyesini artırdığını ortaya koyuyor.
ABD’de yaşanan Charleston kilise saldırısı, Virginia’daki canlı yayın saldırısı ve Oregon’daki Umpqua Community College saldırısı gibi örnekler, bu zincir etkisinin somut yansımaları arasında gösteriliyor.
ŞÖHRET ARAYIŞI VE SALDIRGAN PSİKOLOJİSİ
Alabama Üniversitesi’nden kriminolog Adam Lankford, saldırganların motivasyonuna odaklanan çalışmalarıyla öne çıkıyor. Lankford’a göre birçok saldırgan, eylemlerini yalnızca şiddet için değil, tanınmak için gerçekleştiriyor.
Araştırmalar, şöhret arayışı taşıyan saldırganların daha fazla can kaybına yol açtığını gösteriyor. Bunun nedeni ise medyada yer alma isteğinin doğrudan saldırının etkisiyle bağlantılı olması.
“KATİLİN ADINI ANMAYIN” YAKLAŞIMI
Lankford’un en dikkat çeken önerisi “Don’t Name Them, Don’t Show Them” yaklaşımı. Bu modele göre saldırganların isimleri ve görüntüleri kamuoyuyla paylaşılmamalı.
Uzman, saldırının haber değeri taşıdığını ancak failin kimliğinin öne çıkarılmasının yeni saldırılar için teşvik oluşturduğunu savunuyor. Ona göre bu küçük değişiklik bile ciddi sayıda hayat kurtarabilir.
MEDYA DİLİ NEDEN KRİTİK?
Towers ve Lankford’un ortaklaştığı en önemli nokta, medyanın rolü. Geniş ve yoğun medya ilgisi, saldırganlar için bir tür ödül mekanizmasına dönüşebiliyor.
Özellikle saldırıdan sonraki ilk iki haftalık süreçte haber dili ve sunumu büyük önem taşıyor. Bu durum, intihar haberlerinde uygulanan kısıtlamalarla benzerlik gösteriyor.
DİJİTAL ÇAĞDA SORUMLULUK DAHA BÜYÜK
Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle bilgi çok daha hızlı yayılıyor. Bu da yalnızca gazetecilere değil, bireylere de sorumluluk yüklüyor.
Uzmanlara göre paylaşılan her görüntü, her isim ve her detay, farkında olmadan yeni bir saldırının zeminini hazırlayabilir. Bu nedenle hem medya kuruluşlarının hem de kullanıcıların daha dikkatli hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.
GENEL DEĞERLENDİRME: GÖRÜNMEYEN ZİNCİR ETKİSİ
Bilimsel çalışmalar, okul saldırılarının yalnızca bireysel değil, toplumsal ve iletişimsel bir boyutu olduğunu ortaya koyuyor. Columbine ile sembolleşen bu süreç, medyanın etkisiyle büyüyen bir zincire dönüşmüş olabilir.
Sonuç olarak, saldırganların en büyük motivasyonu görünürlükse, bu görünürlüğün azaltılması bazı trajedilerin önüne geçebilir. Ancak bu denge, basın özgürlüğü ile toplumsal sorumluluk arasında hassas bir çizgide ilerliyor.



