Yazının başında bir bilgilendirme yapmam gerek. Malum, insanlar çok da uzun yazılardan hoşlanmıyor. Bu nedenle mümkün olduğunca kısa ve net tutmaya çalışacağım. İlgisini çeken herkesle konuya dair sohbet edebilir, konuyu derinleştirip belki yeni yazı konuları da çıkarabiliriz. Gözümüzden kaçanları ekleriz, hatalı olduğumuz yerleri fark ederiz. O zaman başlayalım..

Xx

Bu yazıyı yazmaya başladığımda 10 Mayıs Cumartesi, saat 23:00 sıralarıydı. PKK kendini feshedeceğini bildirmiş, Türkiye 47 yıllık PKK belasından -şimdilik- görünen bir sulh ile kurtuluyordu zihnimde. Hoş, istemezlerse, kendileri bilir.

Milli duygularını alenen dile getiren bir gazeteci olarak; eşim dostum da zaman zaman fikrimi soruyor, yazmamı istiyor.

Bende işin aslında özü olan; makro düzeyde yaşananları kendimce özetleyeceğim.

Bunlar herkesin kabullenmesi gereken gerçekler değil, az buçuk dünya okuması yapmaya çalışan bir gazetecinin analizidir yalnızca, bunu da hatırlatmalıyım.

Xx

Aylar önce Türkiye’yi şok eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla başlayan süreç, aslında dünyadaki yeni jeopolitik tasarımın bir nihayete ulaşmış, yol haritası belirlenmiş ve planın başlangıç noktasıydı yalnızca.

PKK’nın silah bırakıyoruz, kendimizi feshediyoruz demesi, aslında Aksa Tufanı hareketinin bir sonucudur.

Çünkü Aksa Tufanı, Gazze’nin katlandığı zulüm ve işkence, 20’nci yüzyılın kodlarını silmeye başlayan bir direnişin başlangıcıydı.

20’nci yüzyılın ülkemiz için önemli kodlarından biri FETÖ ve PKK idi.

FETÖ aparatı 1980’lerde, PKK aparatı ise 1990’larda hayatımıza girmişti.

Nihai hedef neydi?

Terör örgütü İsrail’in Vaadedilmiş Topraklar hayaline giden bir planlar zinciriydi.

FETÖ yönetimi ele alacak, PKK ile Türkiye bölünecek ve yeni bir uydu Kürt devleti ortaya çıkacak, daha sonra yaşanmış hadiseler olan (Libya istikrarsızlaştırılacak, Suriye yıkılacak, Irak yıkılacak, paralı Arap devletleri satın alınacak, Mısır güçsüzleştirilecek ve uydu devlet olacak, Türkiye bölünecek ve İran’la düşmanmış gibi görünülecek) adımlarıydı.

İşte PKK’nın buradaki rolü çok kilitti.

Ve rolünü vahşice oynadı. Biz de FETÖ’cü yapılanma nedeniyle yıllarca izledikçe izledik.

Xx

Uzatmamaya çalışıyorum bu nedenle tek bir cümle ile verip devam edeceğim.

20’nci yüzyılın dünyası artık yıkıldı.

Fitil Aksa Tufanı ile ateşlendi ve yanmaya devam ediyor.

Türkiye’nin güçlenen savunma sanayii Kuzey Irak’ta, Libya’da, Karabağ’da, Suriye’de, Somali’de ve en son Pakistan’da net bir şekilde kendini ortaya çıkardı.

Neden bunu söyledim?

Çünkü Vaadedilmiş Topraklar hayaline giden yolda PKK’nın agası Siyonist felsefe güdümündeki ABD ve Avrupa Birliği idi.

Günümüz dünyasında transatlantik ittifakı bozuldu, Amerika 20 yılı aşkın süredir İsrail yüzünden daldığı Ortadoğu’da zayıfladıkça zayıfladı.

Dün Afganistan’dan kaçtı Amerika. Yakın bir dönemde Suriye’de Türkiye’ye kaybetti. Yakında askerlerini de Suriye ve Irak’tan çekecek. Biz de izleyeceğiz.

Avrupa Birliği’nin hali ise içler acısı.

Yıllar önce Alman Şansölye Merkel’in söylediği, “Biz bir otobanın ortasındayız. Bir yanımızdan ABD geçiyor bir yanımızdan Çin” cümlesi çok net bir şekilde vuku buldu. Şimdi Avrupa güvenecek bir liman arıyor ve o yüzden Ekonomist, “Korkma Avrupa arkanda Erdoğan var” diye onların haliyle dalga geçebiliyor.

Xx

Yani iki büyük aga, kendi derdine düşmüş durumda.

Avrupa’nın PKK’yı destekleyecek nefesi yok artık. Belki 10 yıl önce yaşasak bugünleri, başka konuşurduk.

Amerika ise yeniden kıtaya dönmeye hazırlanıyor.

Öyle ki; Trump’ın Netenyahu ile görüşmeyi kestiğini bangır bangır İsrail medyası yazıyor.

Öyle ki; İran’ı vuracak diye beklenen Hint Okyanusundaki B-52 Amerikan Bombardıman uçakları İsrail’den habersiz ABD’ye dönüyor.

Öyle ki; ABD Husilerle anlaşma yapıyor, İsrail’in haberi bile olmuyor, kapsam dışı kalıyor.

Öyle ki; ABD İran’la anlaşma yapmaya hazırlanıyor, İsrail’in konuyla ilgili hiçbir fikri yok.

Çünkü ABD pragmatist bir devlet. Trump birçok lobiyle kafa kafaya geldiği gibi, artık Siyonist lobiyle de kafa kafaya gelmeye hazırlanmış durumda.

Amerika İsrail için çok para ve zaman kaybetti. En önemlisi; vahşi cinayetlerin ortağı olarak nesli kaybetti.

Yani Aksa Tufanı bir sonu başlattı. İsrail’in sonunu.

Yakındır; İsrail’in sınırları çizilecek.

Yakındır; İran kendi içindeki bölünmeyi durdurmaya çalışacak.

Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren bu iki devlet, kendi iç hesaplaşmalarını yaşayacak.

Xx

Dönün bakın Pakistan-Hindistan Savaşına.

Türkiye’den gönderilen elektronik harp sistemleri çok kısa bir sürede savaşı bitirdi.

Muhtemeldir ki; Hindistan ile Pakistan arasındaki bu savaş, tıpkı Aksa Tufanı gibi Asya’yı jeopolitik olarak yeniden şekillendirecek.

Oradaki savaşın devam etme şansı yok dostlar.

Çünkü herkes kaybeder. Detaya girmiyorum.

Xx

Ve yine. Avrupa, Rusya ile barış döneminde de eskisi kadar içli dışlı olmak, bağımlı kalmak istemiyor.

Bu nedenle Basra Körfezi’nden başlayan, Mersin Limanı’ndan Avrupa’ya açılan Kalkınma Yolu Projesinin acilen başlaması gerek.

Bu proje nasıl başlayacak?

Bölge terörden arındırılacak ki başlayacak. Böylece Avrupa, Rusya dışında Katar ve Arap ülkelerindeki enerji kaynaklarına da erişmiş olacak.

Bitti mi? Bitmedi.

Orta Koridor yani Çin’den başlayan, Türkistan Coğrafyasından geçen, Zengezur Koridorundan devam ederek Yavuz Sultan Selim Köprüsünden Avrupa’ya açılan ticaret ve enerji koridoru.

Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığını azaltacak. Alternatif olacak.

Şimdi soru şu:

Avrupa; it gibi muhtaç olduğu Türkiye varken, savunma sanayii noktasında da güçlü bir Türkiye varken, gidip yeniden PKK’yı destekler mi? Cevabı size bırakıyorum.

Xx

Amerika, Çin ile mücadele içerisinde.

Orta Doğu’dan çıkmaya hazırlanıyor, İsrail’i sırtından atmaya hazırlanıyor.

Hal böyle iken; güçlü bir Türkistan Coğrafyası ile İslam Coğrafyası ile sırf bir PKK yüzünden arasını açar mı?

Türkiye’ye karşı PKK’yı desteklemek; hem Türk Devletleri Teşkilatını hem de büyük ölçüde İslam Coğrafyasını karşına almak demek.

Soru bu dostlar: Kendi içerisinde bölünme tehlikesi yaşayan, Orta Doğu’ya girdiği dönemde enerji ihtiyacı olan ancak şimdi enerji ihracatçısı konumuna gelen, en büyük derdi doları rezerv para tutabilmek ve kendi ekonomisini toplayabilmek olan Amerika, tüm dünya devletlerinde faaliyet gösteren Uluslararası Kalkınma Ajansı’nı dahi kapatmışken, PKK için Türkiye ile karşı karşıya gelir mi? Buyurun cevabı size bırakıyorum. Ben anlatmakla mükellefim.

Xx

Üzgünüm, bugün PKK’nın silah bırakma hadisesini ve son 7-8 aydır memlekette yaşanan olayları idrak edebilmemiz için, yukarıdaki makro ölçekteki bilgileri en azından biliyor olmamız gerek. Yoksa şaşkın ördek gibi her açıklamanın peşine takılır, kısır bir siyaseti içine hapsoluruz. Hamster çarkı gibi. Dön babam, dön.

Elimden geldiğince PKK’nın silah bırakma hadisesini kendimce yorumlama gayretinde oldum.

Bu nedenle yaşadığımız bu sürece karşı sorunuz, “Yeni bir çözüm süreci mi?” ise cevabım, “Kesinlikle hayır, yeni bir dünya düzeni” olur.

Xx

“Peki Furkan Türkiye madem anlattığın kadar güçlü, nasıl PKK ile müzakere eder, nasıl silah bırakmasını bekler?”

Güzel de bir soru.

Bence hadise şöyle:

Son yıllara bir göz atın. PKK’nın kökünü kuruttu Türkiye.

Suriye’de teröristan kurulmasına izin vermedi. SDG’nin özerklik talebini dahi yalan etti. Göreceksiniz, yaşayacağız bunları.

O zaman neden müzakere ediyor görüntüsü verdi?

Doğru bir soru.

Bence bunun nedeni, bölgedeki psikolojik durum.

Çünkü PKK terör örgütü aynı zamanda sözde işçi partisi.

Bize göre terör örgütü olan bu aşağılık yapılanmaya gönül veren ve o ideolojiyle yetişen yüz binlerce insan var.

Türkiye bugün PKK’yı tükürüğünde bile boğmaz. Tü’sünde boğar.

Ama Türk Devleti, her bir militanı yok etmenin çözümü getirmeyeceğine kanaat etti ve bu yolu izledi.

Bizim zayıf olduğumuzdan değil, yenemeyecek oluşumuzdan değil.

Bir nesli kazanmak için yaptı bunu Türk Devleti.

Amerika, Avrupa falan… Geçelim dostlar bu lakırdıları.

20’nci yüzyılın kodlarıyla düşünmeyi bırakın.

Yeni bir dünya kuruluyor.

Çok kutuplu, ittifakların henüz tamamen netleşmediği, devletler arasında bir önceki yüzyıla göre güç dengelerinin olduğu yeni bir dünya geliyor.

Ben bu yeni dünyada Türkiye’nin başat bir aktör olacağına inanıyorum.

İnşallah PKK konusundaki yöntemimizde de, diğer sınıraşırı girişimlerimizde de bir yanılgı içine düşmez, yepyeni bir yüzyılı hep birlikte başlatırız.

Xx

Benim penceremden durum budur sevgili okurlar.

PKK olayını anlamak için makro düzeydeki gelişmeleri, jeopolitik tasarımları okumamız, neler döndüğünü, çevre ülkelerin ve küresel güçlerin hangi yönde şekillendiğini anlamamız gerek.

Süreç içerisinde tahrikler olabilir mi? Olabilir. Sürecin sabote edilmesi için özellikle Türk halkının sinir uçlarına dokunmaya çalışanlar çıkabilir mi? Çıkabilir. Fakat söylediğim gibi; bu makro bir değerlendirmedir. Yoldaki sorunlar ise mikro. Gönül ister ki; asla olmasın. Yine de tahriklerin yaşanma ihtimali de son derece yüksektir.

Son olarak ise bugünün gelişmelerine yönelik naçizane tavsiyem şu olur: Yeni dönemi anlamak için hadiselere konu konu bakmamız, neden sonuç ilişkisi kurmamız gerekiyor. Ama 15 sene önce şuydu da böyle demişti de aman öyleydi de… Geçiniz dostlar, geçiniz. Dünya çok hızlı değişiyor.

Mesela bugün Türkiye vaadedilmiş topraklar projesini bitiren ülke konumuna gelmişse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce, “Ben BOP eşbaşkanıyım” demesini bir takiye, bir savaş stratejisi olarak düşünmek gerekiyor.

Sonuçta benim sözümle ne Türkiye düzelecek, ne de bozulacak.

Ama yanılmışsam hep beraber lanet ederiz tüm sorumlulara, en ağır yazıları da yazarız konu vatan toprağıysa.

Hayırlı Pazarlar diliyorum…