Hepimiz rüya görüyoruz. Kimi sabah uyanınca hatırlıyoruz, kimi ise daha gözümüzü açmadan uçup gidiyor. Ama bir gerçek var: Rüyalar boşuna değil.
Psikoloji bize şunu söylüyor: Rüyalar geleceği haber vermez. Ama zihnimizin içindeki karmaşayı, bastırdığımız duyguları ve farkında olmadığımız ihtiyaçları ortaya çıkarır. Bir anlamda beynimizin kendi dilinde yaptığı bir konuşmadır.
Mesela sürekli kaçtığınızı görüyorsanız, bu büyük ihtimalle hayatınızda yüzleşmek istemediğiniz bir şeyle ilgilidir. Düşme, çoğu zaman kontrol kaybı hislerini anlatır. Su ise duygularımızla bağlantılıdır. Ama burada önemli olan nokta şu: Her rüya kişiye özeldir. Su sizin için çocukluğunuzdaki bir anıyı hatırlatabilir, bir başkası içinse bambaşka bir şey ifade edebilir. Yani tek bir kalıpla “şu rüya şunu gösterir” demek aslında yanıltıcıdır.
Danışanlarıma sık sık şunu öneririm: Sabah uyandığınızda rüyanızı bir iki cümleyle yazın. Çünkü tekrar eden semboller ve sahneler, bilinçdışınızın size “buraya dikkat et” dediği yerlerdir.
Rüyalar kehanet değildir, ama bizimle konuşur. Gündüz susturduklarımız gece karşımıza çıkar. O yüzden küçümsemeyin. Gece gördüğünüz rüya, gündüz söylemeye cesaret edemediğiniz bir duygunun sesi olabilir.
Rüyaları anlamanın en güzel tarafı, aslında kendimizi daha iyi tanımaya giden kapıları aralamasıdır. Çünkü her rüya bize dair ipuçları taşır; korkularımızı, özlemlerimizi, bastırdığımız duyguları gösterir.
Gece gördüğünüz bir rüyayı küçümsemeyin; belki de o rüya, hayatınızda görmezden geldiğiniz bir noktayı size hatırlatıyordur.







