Bazı isimler vardır; yalnızca yaşadıkları dönemin değil, asırların vicdanı hâline gelirler. Zaman geçer, devletler yıkılır, sınırlar değişir ama onların sözleri insanın kalbinde yaşamaya devam eder. Yunus Emre işte böyle bir sestir. Anadolu’nun çalkantılı bir döneminde ortaya çıkan bu mütevazı derviş, aslında insanlığın en büyük meselesine cevap arıyordu: İnsan, insanı nasıl sevebilir?
13.yüzyıl Anadolusu karanlık bir devrin içindeydi. Moğol akınları, siyasi kargaşa ve toplumsal huzursuzluk insanların hayatını kuşatmıştı. İşte tam böyle bir zamanda Yunus’un sesi yükseldi. O, ne bir hükümdar gibi buyurdu ne de bir filozof gibi karmaşık sözler söyledi. Sadece gönle seslendi. Çünkü Yunus biliyordu ki bir toplumun yaralarını iyileştirecek en güçlü ilaç sevgidir.
Yunus’u büyük yapan şey yalnızca söyledikleri değil, onları söyleyiş biçimidir. O, şiirlerini halkın diliyle yazdı. Medreselerin ağır ve karmaşık dili yerine Anadolu insanının konuştuğu Türkçeyi seçti. Böylece sözleri kitap sayfalarında kalmadı; köylerde, dergâhlarda, yolculuklarda ve insanların gönüllerinde dolaşmaya başladı. Yunus, Türkçeyi sadece bir dil değil, bir gönül kapısı hâline getirdi.
Fakat Yunus’un asıl meselesi dil değil, insandı. Ona göre ilmin özü insanın kendini tanımasında gizlidir. Bu düşüncesini şu sözlerle dile getirir:
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.”
Bu dizeler yalnızca bir öğüt değil, insanın kendi varlığına yönelttiği derin bir sorudur. Yunus’a göre insan kendini bilmeden ne dünyayı anlayabilir ne de hakikate yaklaşabilir.
Yunus’un düşüncesinin merkezinde ise sevgi vardır. Ona göre yaratılmış olan her şey, Yaratan’dan bir iz taşır. Bu yüzden insanın insana merhametle yaklaşması gerekir. Yunus’un dilinden dökülen şu sözler aslında bir ahlak öğretisidir: “Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü.”
Ne var ki Yunus’un öğrettiği sevgi sadece sözde kalan bir duygu değildir; aynı zamanda bir sorumluluktur. O, insanın ibadetle olduğu kadar ahlakla da ölçüldüğünü hatırlatır ve şöyle der:
“Bir kez gönül kırdınsa bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.”
Bu söz, Yunus’un insan anlayışının özüdür. Ona göre bir gönlü incitmek, sadece bir insanı kırmak değildir; insanlığın ortak değerini zedelemektir. Çünkü gönül, Hak nazarının tecelli ettiği yerdir.
Bugün modern dünyanın karmaşası içinde yaşayan insanın en büyük eksikliği belki de tam burada ortaya çıkıyor. İnsanlar konuşuyor ama anlaşamıyor, kalabalıklar artıyor ama yalnızlık büyüyor. İşte tam bu noktada Yunus’un yedi asır öncesinden gelen sesi yeniden duyuluyor:
“Gelin tanış olalım,
İşi kolay tutalım,
Sevelim sevilelim,
Dünya kimseye kalmaz.”
Belki de Yunus’u anlamak, yalnızca onun şiirlerini okumak değildir. Onu anlamak; bir gönlü incitmemekte, bir insanı küçümsememekte ve sevgiyi hayatın merkezine koymakta gizlidir.
Çünkü Yunus’un bize bıraktığı en büyük hakikat şudur:
İnsan olmak, gönül yapmayı bilmektir.


