Geçen haftaki yazımızda söylediklerimizin ortaya çıkıyor olmasından mutlu değiliz.
Lakin bu kentte yaşayıp, bu kentte güzelliklerin olmasını istiyoruz.
Fotoğraflar Kefken Kapri’de çekildi; diğer sahillerde de durum çok farklı değildi.
İsteyen herkesin istediği yere çadır kurup konakladığı, yol geçen hanı gibi sahillerimiz var.
Önce çadır kuran insanlar için soralım: Bilumum insani ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz? En yakın insani ihtiyaç yerleri 1 – 1,5 kilometre mesafede.
Yerel belediyenin veya sahilleri işletmekte olan KBB’nin yetki sınırları kimde ise bunları düzenlemek çok mu zor?
Her sene Hindistan vari görüntülerle Kandıra olarak anılmak zorunda mıyız?
Kefken Kapri’den devam edeyim; mesleğim icabı konut ve villa fiyatlarının 30-40 milyon olduğu bir mülk aldınız ve akşam önünüzde hiç tanımadığınız bir çadırkent kurulmuş. Nereden geldiği belli olmayan, kaydı olmayan, ses çıkarmaktan ve etrafı rahatsız etmekten imtina etmeyen bir güruh ile karşı karşıyasınız. Siz bu ortamda ne kadar tatil yapıp dinlenebilirsiniz?
Meselenin asıl özeti haktır.
Mülk sahipleri ile günlük gelenlerin birbirine temasını önlemek için belli kanunlar, nizamlar koymak, uygulamak ve takip etmek yetkili belediyenin inisiyatifindedir.
İstanbul Ağva, Sakarya Karasu belediyeleri bu işleri çözmüş; lakin biz Kandıra olarak neden çözemiyoruz bu gibi işleri?
Biz nizama sokamıyoruz…
Daha güzel bir Kandıra oluşturmak için neden biraz gayret etmiyoruz?
Böyle gelmiş, böyle gitsin mantığından ne zaman vazgeçmeyi düşünüyoruz?
“Gün bitmiş olabilir ama umut bitmedi.
Çünkü Allah, karanlık geceleri bile hayra çevirendir…”
Bu düşüncelerle birlikte selam ve saygılarımı sunarım.




