Üniversite yalnızca akademik bilginin aktarıldığı bir kurum değildir. Özellikle kadın öğrenciler için üniversite; güvende hissedilen, kimliğin şekillendiği, bireysel varoluşun adım adım kurulduğu bir alandır. Bu alanın fiziksel zemini ise yurtlardır.
Barınma hakkı, genç bir kadının yaşamını sürdürebilmesi için en temel ihtiyaçlardan biridir. Güvenlik hissi, psikolojik dayanıklılık, sosyal gelişim ve akademik başarı doğrudan bu alanla ilişkilidir. Psikoloji biliminin temel kabullerinden biri şudur: Güvenlik hissi zedelendiğinde, birey yalnızca huzursuz olmaz; öğrenemez, gelişemez, hayal kuramaz.
Bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yaşanan kriz, yalnızca bir kampüs ya da bina meselesi değildir. Bu, anayasal hakların birbirine alternatif gibi sunulması ve özellikle kadın öğrencilerin yaşam alanlarının sessizce daraltılmasıdır.
2019’da depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılan Balmumcu Kampüsü, 6 yıldır onarılmadı. Şimdi ise bu alan, eğitim ihtiyacının karşılanması bahanesiyle ihaleye açılıyor. Aynı zamanda, doğan derslik ihtiyacı gerekçesiyle Ortaköy Kız Öğrenci Yurdu’nun dersliğe dönüştürülmesi planlanıyor.
Bu bir tercih değil, barınma hakkını yok sayan adaletsiz bir uygulamadır.
Kadın öğrenciler, güvenli alanlarından edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Oysa bu yaş grubu için barınma hakkı yalnızca fiziksel bir ihtiyaç değil, psikolojik bütünlüğün temelidir. Yerinden edilme hissi, köksüzlük duygusu, aidiyet kaybı ve güven yitimi; bu tür kararların görünmeyen ama derin etkileridir.
Kız çocuklarının eğitimi, yalnızca bireysel bir başarı değil, toplumun ortak geleceğidir.
Bu nedenle onların güvenli koşullarda barınması, yalnızca ailelerin değil; devletin, kurumların ve toplumun tamamının sorumluluğudur. Genç kadınların okuması, güçlenmesi ve kendini var edebilmesi için önce güvenli bir alana ihtiyaçları vardır. Bu alanlar zedelendiğinde, yalnızca bireyler değil; hepimizin vicdanı yara alır.
Bu mesele yalnızca MSGSÜ öğrencilerinin değil; tüm üniversite öğrencilerinin, eğitim emekçilerinin, meslek odalarının ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çünkü bu sessizlik, yalnızca bir kampüsün değil, kamusal eğitimin geleceğinin sessizce el değiştirmesidir.
Gençlerin kendini güvende hissedemediği bir ülkede, hiçbir hak sağlıklı işlemeyecektir.
O yüzden bugün gösterilecek dayanışma, yalnızca bir binayı değil, bir kuşağın geleceğini ayakta tutabilir.
