Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta… Haberleri izlerken içimize oturan o duygu sadece üzüntü değil. Aynı zamanda bir fark ediş:
Bir şeyleri göz göre göre kaçırıyoruz.
Çünkü bu çocuklar bir sabah uyanıp şiddet uygulayan bireyler olmadı.
Onlar, uzun zamandır şiddeti izleyen, tekrar eden ve en tehlikelisi… alışan çocuklar.
Bugün çocukların oyunlarına baktığımızda masumiyetin yerini “yok etme”, “öldürme”, “cezalandırma” temalarının aldığını görüyoruz. Ekranlarda kahramanlık adı altında sunulan şiddet, dizilerde normalleşen öfke patlamaları ve oyunlarda puan kazandıran saldırganlık… Bunların hiçbiri çocuğun zihninde “oyun” olarak kalmıyor.
Çocuk zihni, gördüğünü sadece izlemez.
Kaydeder. Taklit eder. Dener.
Ve en kritik nokta şu:
Eğer bir davranışın sonucunda gerçek bir bedel yoksa, o davranış çocuk için yanlış olmaktan çıkar.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlardan biri tam olarak bu:
Şiddetin sonucu yok.
Çocuk vuruyor — ciddi bir yaptırım yok.
Çocuk tehdit ediyor — geçiştiriliyor.
Çocuk zarar veriyor — “çocuktur yapar” deniyor.
Hayır. Çocuk yapmaz.
Çocuk öğrenir.
Ve biz ona neyi öğretirsek, onu büyütür.
Burada çok net bir şey söylemek zorundayım:
Çocukların gelişiminde sınır sevgi kadar hayati bir ihtiyaçtır.
Sınır olmayan yerde güven de olmaz, vicdan da gelişmez.
Ceza dediğimiz şey, çocuğu korkutmak değil;
davranışın bir sonucu olduğunu öğretmektir.
Bugün birçok aile “kırılmasın”, “üzülmesin” diye çocuğa sınır koymaktan kaçınıyor.
Ama sınır koyulmayan çocuk, gerçek hayatla karşılaştığında çok daha sert kırılıyor.
Çünkü hayat, anne-baba gibi tolere etmiyor.
Bir diğer önemli nokta ise denetim.
Çocuk ne izliyor?
Hangi oyunu oynuyor?
Hangi karakteri rol model alıyor?
Bunlar “küçük detaylar” değil, doğrudan kişilik inşasının parçaları.
Bir çocuk saatlerce şiddet içeren bir oyunun içinde kalıyorsa, bu sadece bir eğlence değildir.
Bu, davranış provasıdır.
Ve biz o provayı izlemekle yetinirsek, sahneye çıktığında şaşırma hakkımız olmaz.
Toplum olarak artık şu gerçekle yüzleşmeliyiz:
Çocukları sadece koruyarak değil, sınır koyarak büyütürüz.
Sadece severek değil, yön vererek yetiştiririz.
Şiddeti normalleştiren her içerik, her tepkisizlik, her “aman büyüyünce geçer” cümlesi…
Aslında gelecekteki bir olayın sessiz hazırlığıdır.
Bugün konuşmazsak, yarın çok daha ağır bedeller öderiz.
Çünkü çocuklar gerçekten “oynamıyor” artık.
Onlar izlediklerini deniyor.
Ve biz ya izlemeye devam edeceğiz,
ya da sorumluluk alacağız.
