Perşembe, 2 Temmuz 2026 02.07.2026
20°C
USD 46,67
EUR 53,18
Altın 6.061

Anormalin normalleşmesi

Anormalin normalleşmesi

Bir toplumun çöküşü, büyük felaketlerle başlamaz. Çöküş çoğu zaman sessizdir. Önce yanlışlar görünür olmaktan çıkar, sonra rahatsız etmemeye başlar ve nihayet normal kabul edilir. İşte asıl tehlike budur: Anormalin normalleşmesi.

Bugün etrafımıza baktığımızda bu dönüşümü hemen her alanda görmek mümkündür. Yalanın “iletişim stratejisi”, çıkarcılığın “başarı”, fırsatçılığın “uyanıklık”, kayıtsızlığın ise “bireysel özgürlük” olarak sunulduğu bir çağda yaşıyoruz. Kavramlar yer değiştirdikçe vicdanlar da yönünü kaybediyor.

İnsanlık tarihi boyunca kötülük hiçbir zaman kendisini kötülük olarak pazarlamadı. Her devirde yeni isimler buldu, yeni maskeler taktı. Fakat bugün yaşadığımız çağın farkı, kötülüğün gizlenme ihtiyacı bile duymamasıdır. Çünkü toplum, uzun zamandır ona alışmaktadır.

Bir zamanlar utanılacak davranışlar bugün övünç vesilesi yapılabiliyor. Bir zamanlar mahcubiyet doğuran tutumlar bugün cesaret olarak alkışlanıyor. Hakikatin yerini algının, karakterin yerini imajın aldığı bir düzende insan, kendisi olmaktan çok görünür olmaya çalışıyor. Böylece şahsiyet zayıflarken gösteri büyüyor.

Daha da vahimi, insan artık yanlışla mücadele etmek yerine ona uyum sağlamayı marifet sayıyor. Çünkü doğru kalmanın bedeli var; yanlışa katılmanın ise konforu. Kalabalığın içinde erimek, vicdanın sesini dinlemekten daha kolay geliyor.

Oysa ahlak, çoğunluğun yaptığı şey değildir. Ahlak, herkesin sustuğu yerde doğruyu savunabilmektir. Eğer bir davranış milyonlar tarafından yapılmaya başlanmışsa bu, onun doğru olduğunu göstermez. Tarihte nice büyük yanlışlar çoğunlukların desteğiyle büyümüştür.

Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele ekonomik ya da teknolojik bir krizden önce bir vicdan krizidir. Çünkü toplumlar yanlış yaptıkları için değil, yanlışı normal kabul etmeye başladıkları için çözülürler. Çürüme, günahın varlığında değil; günah karşısında hissedilen rahatsızlığın kaybolmasında başlar.

Bu yüzden yeniden düşünmek zorundayız. Bize sürekli normal diye sunulan şey gerçekten normal midir? Alkışlanan her davranış değerli midir? Herkesin yaptığı şey haklı olabilir mi?

Bir milletin geleceğini belirleyen şey kanunlardan önce vicdandır. Vicdan uyuduğunda kanunlar yetersiz kalır; vicdan diri olduğunda ise toplum kendisini yenileyebilir. Asıl mücadele de burada başlar: Yanlışa alışmamak, kötülüğü sıradanlaştırmamak ve insan kalabilmek.

Bu noktada Nurettin Topçu’nun yıllar önce yaptığı uyarıyı hatırlamak gerekir. Ona göre bir milletin gerçek gücü ekonomik imkânlarında, teknolojik ilerlemesinde veya kalabalık nüfusunda değil; vicdanında ve ahlaki diriliğindedir.

Topçu’nun “isyan ahlakı” dediği şey de tam olarak budur: İnsan, önce kendi nefsindeki yanlışa, sonra toplumun sıradanlaştırdığı kötülüklere karşı direnebilmelidir. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; sadece daha güçlü kurumlar değil; daha diri vicdanlar, daha sağlam karakterler ve doğruyu kalabalıklara rağmen savunabilecek bir ahlak cesaretidir.

Çünkü bir toplum için en büyük felaket, kötülüğün ortaya çıkması değil; kötülüğün hayatın olağan bir parçası haline gelmesidir

Yorum yaz

KocaeliGazetem.com sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin