Mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım Mısır’a gidiş ve deport ediliş hadisemi. Bu yazıyı yazmamın bu kadar uzamasının sebebi de, İsmet’e ulaşıp onun rızasını alabilmekti. Bugün çok şükür konuştuk, ve yazı yayında.

**

Kısaca Mısır’a gidişim şöyle oldu. Madleen yelkenlisinin akıbetini gece 04:00’e kadar takip ettim. Kurban Bayramının üçüncü gecesini, dördüncü gününe bağlayan gündü. Madleen yelkenlisine el koyulduktan sonra, dünyada yarattığı etkiyi görünce bence bir umut ışığı belirdi.

Demek ki; dünya halkları Gazze’ye yürüse, ne pahasına olursa olsun biz bu soykırımı, vahşeti durdurabiliriz.

Sabah uyandığımda Küresel Gazze Yürüyüşü’nden haberdar oldum.

Ailemle görüştükten sonra, herhangi bir kişiyle görüşmeden Kahire’ye biletimi aldım.

Bileti aldıktan sonra da March To Gaza Türkiye ekibiyle tanıştım. İyi ki de onları tanımışım.

Gitmeden bir iki akşam önce Google üzerinden yaptığımız toplantıda ne yapmam gerektiğimi dinliyordum. Bir numara yazdı, toplantıdan sonra görüşebilir miyiz dedi.

O kişi İsmet’ti. İsmet’i biraz daha aşağılarda anlatacağım.

Mısır’a gitmeden önce 9 gün için 3 ayrı otelde rezervasyon yaptırdım, bir turizm haritası çıkardım. Telefondaki Gazze, Filistin’le ilgili tüm kayıtları temizledim, birçok gruptan ayrıldım. Uçakta Mısır’a giden herkes, büyük bir sessizlik eşliğinde, ne yapacağıyla ilgili bilgi vermeden sakince gidiyordu.

Öyle ki, Sina Çölü’nde kamp yapacaktık, tedbiren bir tane kamp malzemesi bile yanımıza almamışız. Neredeyse hepimiz!

Mesela ben, Mısır’da ihtiyacım olacak tüm ilaçları, kremleri uçağa binmeden önce, ‘Ya yürüyüşe katılacağımızı anlarlarsa’ düşüncesiyle çöpe atmıştım.

**

Gece yarısı 2 gibi Kahire’ye indik. 25 dolar ödeyip vizeyi satın aldım. Pasaport kontrolüne girdim, görevli kadın memur pasaportumu alıp, “Lütfen oturup bekleyin” dedi.

Taşkınlık yapamıyorsun, muhatap bulamıyorsun. Dikkat çekmemen lazım.

Sabırla, voltayla geçirdik 1,5 saati. Verdiler pasaportları.

Mutlu ve ümitliydim. Gidiyorduk işte Refah’a, Geçecektik Sina Çölü’nü.

Tüm dünya bir kez daha Siyonist köpekleri çember altına alacak, bu sivil eylem belki de Gazze’nin ablukasının kalkmasında bir taş olacaktı.

Çok güzel insanlarla tanıştık o esnada. Kolombiyalısı, Almanı, İrlandalısı, Fransızı, Hollandalısı, Danimarkalısı, Norveçlisi. Hangi birini sayayım?

72 Milletten insan, insanlık davası için oradaydı.

Böyle içimizde kelebekler uçuşur vaziyette geçtik pasaport kontrolünü.

Bir ikincisini geçtik.

Son bölümdeydik. Ama içim rahattı artık. Bir anda pasaportlarımız yine alındı.

Adama ne oldu diye sorduğumda, “Bir problem yok, merak etmeyin” dedi.

Çıkışa 15 adım kalmıştı halbuki. Yürürken geriye doğru baktım ve Sagopakajmer’in şarkısından bir mısra döküldü dilimden.

“Bir kulaç daha atsam karadayım, ben hiç böyle bir denize dalmadım, üzerimde pantolonum artı ayakkabılarım, ha gayret.”

Ama olmadı. Hava alanının merkezine götürülürken deport edileceğimizi artık anlamıştım.

**

Yaklaşık üç saat boyunca 50 tane asker havalimanında, 100 metrekare bir alanda bizim başımızda bekledi. Bir çember oluşturdular, biz yerde oturduk.

Olduğu yerde namaz kılanlar, sohbet edenler, arada cılız taşkınlıklar.

Gönderiliyorduk tabi. Karşı koyamadığımız bir hüzün ve hayal kırıklığı içindeyiz.

Bir Fulya vardı mesela. 1.60 var yok, Almanya’dan gelmiş.

Hüngür hüngür ağlıyor, durup durup ağlıyor.

Ne uğruna?

İki saat kadar geçti, tuvalete gitmek istedim.

Erkeklere tuvalet de yasakmış meğer. Terörist gibiydik Mısır hükümeti için.

Bana tuvalete gidemezsin diyen askere biraz sesimi yükseltip, yaygara kopardım. Ve en azından tuvalet hakkını elde etmiş olduk. 4 saat boyunca bir asker çemberi içinde, öylece oturduk, durduk. Su yok, yemek yok. Herkes birbirine yanında ne getirdiyse ikram etmeye başladı, karnımızı doyurduk.

Uçağa bindirilmek için otobüslere de sürüklendik. Orayı terk etmek istemeyen onlarcası gibi bende.

Tam uçağa bindirilecekken de, küresel çapta yayılan o videoyu kayda aldım.

Bir şey yapmadım aslında. Sordum sadece; dünya, neredesin?

**

Ve İsmet. Google üzerinden yaptığımız toplantı esnasında biri yazdı, toplantıdan sonra telefonla görüşelim. Hay hay, görüştük.

Biraz sohbet ettikten sonra İsmet’e gazeteci olduğumu söyledim.

Bastı kahkahayı, “Dostum, hatırlar mısın? Birkaç yıl önce Ramazan ayında yürüyüş yolunda gitar çalıp alkol aldıkları için meydan dayağı yiyen gençler vardı”

Evet, dedim.

“İşte o gitarı çalan, meydan dayağını yiyen genç bendim” demesin mi?

O kadar güldük ki birbirimize.

Terk etmiş İsmet İzmit’i. Hadise için de kızgın değil kimseye. Kendisini hatalı görüyor ve o günden sonra hayatının da değiştiğini söylüyor.

İşte yanından belki oruç oruç küfür ederek geçtiğimiz, kınadığımız, lanet ettiğimiz o İsmet, Kahire’ye benden bir gün önce gitti.

Pasaport kontrolünden geçmeyi başardı.

Eyleme katıldı.

Birlikte canlı yayın yaptık. Bana videolar gönderdi, anbean birçok gelişmeyi aktardı, Allah razı olsun.

İsmet finalde de Sisi’nin sivil askerleri baltacıların saldırısına uğradı

Bir gece ulaşamadık İsmet’e. Annesi defalarca beni de aradı.

Elimiz kolumuz bağlı, bekliyoruz İsmet’i.

Kaçırılmış.

Yaklaşık 13-14 saat sonra bırakmışlar İsmet’i.

Telefonu kırılmış, bu yüzden iletişim de kuramadık.

İsmet şimdi iyi ve inançlı. Herhalde ilk fırsatta yine Gazze’nin kapılarını aşındıracak.

**

İsmet’i neden anlattım biliyor musunuz?

Burada çok önemli iki ders var.

Birincisi, İsmet ve İsmet gibi yüzlercesi. Gazze’nin bir insanlık onuru, haysiyet meselesi olduğunun deliller nitelikte.

İkincisi, her insan bir dünya. Allah her birimize hidayet versin.

Dün İzmit’te kınanan, ötelenen İsmet, bugün yüz binlerce Müslümanın yapamadığını yapıyor.

Ölümü göze alarak, baltacıların karşısına dikiliyor.

Ne uğruna?

**

Bugün düne kadar dava dava diye gezen, yürüyen kibir abidelerine dönüşmüş bazı siyasetçiler, bazı sözde STK temsilcileri İsmet’in tırnağı edebilir mi?

Kendinden başka herkesi hakir gören, sağından solundan irin gibi kibir fışkıran ama hala ait olduğu camianın gücüyle var olmaya çalışan içi bozuklar, İsmet’in teri olabilir mi?

Bugün tek işi büyük büyük konuşmak olan, tek işi akıl satmak olan, sadece eleştiren, Rabbena hep bana diyenler İsmet’in saçındaki bir tel olabilir mi?

Herkes kalbini yoklasın aga.

Herkes kendine bir ayna bulsun.

Yoksa kimileri için çok geç olacak.

İpucu

İnsan neyin şovunu yapıyorsa, onun fakiridir.